Eyüp Körler Kütüphanesi

  İstanbul Büyükşehir Belediyesi Körler Kütüphanesi’nde bir gün…

Eyüp Körler Kütüphanesi Bahçesi Selim-Kerim

Kütüphaneler, sakin, huzur dolu mekânlardır. Sessizdirler, naiftirler. İlim irfan, edebiyat ve sanat yuvasıdırlar.Bugün İstanbul’un huzur dolu bir köşesinde, çok eskiden Osmanlı konağı olan iki katlı bir yapıda hayat bulmuş, farklı bir kütüphaneyi ziyarete gidiyoruz. Ayvansaray’dan yürüyerek Feshane’yi geçiyoruz. Eyüp Sultan’a çok yakın bir yerde, Eyüp İskelesi’nin karşısında, Müzisyenler Kahvesi’nin yanında, bahçe içinde,  iki katlı, sarı bir bina.

 

Bahçesine girdiğimizde kütüphanenin girişinde yazan bir cümle dikkatimizi çekiyor hemen: “Sen de görme engellilerle bir kitap paylaş, sesin unutulmasın.”
 
Kapısından girer girmez bir sükûnet karşılıyor bizi. Ahşabın doğallığı ve huzuru sarıveriyor etrafımızı. Girişte bizi kütüphaneye buyur eden görevli, hemen dinlenme salonunu gösteriyor. Kardeşim Kerim ile birlikte iki arkadaşımız da yanımızdalar. Biraz sonra Ahmet Öztarhan geliyor. Bu yazıyı dergi için hazırlamamızı öneren kişi o. Sevgili Ahmet her zamanki gülümsemesiyle giriyor salona. Bugün kütüphanede fotoğraflarımızı çekecek. Ahmet Bey’in hemen ardından da kütüphanenin yöneticisi Şevket Köseoğlu katılıyor aramıza. Çaylarımızı içerken onunla sohbete başlıyoruz.  
 
Bu bina tamamıyla körlere kütüphanecilik hizmeti vermek üzere İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından 2007 yılında tahsis edilmiş. Eyüp Körler Kütüphanesi’ni sizlere anlatmadan önce körlerin nasıl kitap okudukları üzerine biraz bilgi vermek isterim. Bu özel bir konu olduğu için okurlarımızın tümü bilgi sahibi olmayabilir.
 
Görme engelliler kitapları iki şekilde okuyabilmektedirler. Birinci yöntem kabartma (Braille) alfabe ile karton kalınlığında sahifelerden oluşan kitapları parmaklarıyla dokunarak okumalarıdır. İkinci yöntem ise gönüllü ya da profesyonel bir kimse tarafından sesli olarak okunan ve kayda alınan kitabın ses kaydını dinleme yöntemidir. Görme engellinin gerçek okuması kabartma kitaplardan yapılanıdır. Ancak özellikle ülkemizde bu yazı sistemini bilen ve kullanan körlerin sayısının çok az olması, ayrıca bu kitapların basımındaki maliyetin yüksekliği gibi nedenlerle Türkiye’de görme engelliler genellikle sesli kitapları tercih etmektedirler. Sesli kitapların üretimi hem daha kolay hem ucuzdur. Bunları dinlemek de parmaklarıyla okuyanların sayısına göre çok daha fazla insanın yararlanabileceği pratik bir çözüm gibi görünmektedir.
 
Dünyada, özellikle Avrupa ülkelerinde ve Amerika Birleşik Devletleri’nde kabartma kitap üretimi çok fazladır. 1920’lerden itibaren kurulan Braille kütüphanelerde milyonlarca cilt kitap basılmış ve görme engellilerin hizmetine sunulmuştur.
 
Sesli kütüphanecilik ise yaklaşık altmış yıl önce başlamıştır. Önceleri düşük devirli plaklara yapılan ses kayıtları görmeyen insanlara kitap olmuş, sonra bunların yerini teyp kasetleri almıştır. 1990’lardan itibaren bilgisayar teknolojisindeki gelişme sayesinde sesli kütüphanecilik dijital ortama taşınmıştır. Günümüzde tüm körler kütüphaneleri sesli kayıtlarını bilgisayar ortamında yapmakta ve saklamaktadır. Bu yöntemin, kopyalama kolaylığı başta olmak üzere bir çok avantajları bulunmaktadır. Kasetlerin zamanla aşınması ve bozulmasına karşın CD’lerdeki kayıtlar için böyle bir olumsuzluk söz konusu değildir. Ayrıca on - on iki kasetlik ses kaydı, bir CD’ye sığmaktadır ki, bu durum sesli kitapların maliyetini neredeyse sıfıra indirmektedir. Görmeyen öğrenciler artık bir çanta dolusu kaset yerine, kibrit kutusu büyüklüğündeki mp3 çalarlarına yükledikleri yüzlerce saatlik ses kaydını; otobüste, trende ve istedikleri her yerde kulaklıkları ile dinleyebilmekte, teknolojinin büyük kolaylıklarından yararlanmaktadırlar.
 
    Ülkemizde de 1950’lerde Ankara’da Milli Kütüphane’de başlayan körler kütüphaneciliği çalışmaları, 1980’lerde Boğaziçi Üniversitesi bünyesinde kurulan konuşan kaset kitaplık ve ardından bazı derneklerde oluşturulan sesli kütüphanelerle gelişmiştir. 2000’li yıllar ise dijital sesli kitaplıkların kurulmaya başladığı tarihlerdir.
 
       Şimdi yeniden bugüne dönelim ve Eyüp Körler Kütüphanesi’ndeki sohbetimizi aktarmaya devam edelim.  
 
Aslında bu kütüphanenin kuruluşu 2004 yılına kadar uzanıyor. O zaman belediyenin Taksim’deki Atatürk Kitaplığı’nda bir salon bu hizmet için ayrılmış. İlkin kasetlere ses kaydı yapılmış. Ardından bilgisayarla dijital kayda geçilmiş. 2007 yılında ise körler kütüphanesi bugünkü mekânına kavuşmuştur. Şevket Bey, kütüphanenin kurulmasında önemli pay sahibi. Kendisi de görme engelli olduğu ve yıllar öncesinden körler kütüphaneciliği konusuna özel ilgi duyduğu için belediyede böyle bir kütüphane kurulunca, çalıştığı birimden buraya geçmek istemiş. Bu nakil gerçekleştikten sonra müdürlerine kapsamlı bir proje sunmuş. İstanbul Büyük Şehir Belediyesi, geniş imkânlarını bu iş için seferber etmiş. Böylelikle ortaya teknik yönden her türlü donanıma sahip bir körler kütüphanesi çıkmış.
Braille Printer'ı inceleyen Kerim- Selim
Şevket Bey ile sohbetimize ara verip giriş katında  çay içtiğimiz bekleme salonundan çıkıyoruz. Kütüphane içindeki yolculuğumuza başlıyoruz. Bu katta kabartma yazı ile ilgili bölümler var. Üst kat ise sesli kitaplar ve kayıt işlemleri için ayrılmış.
 
İlk olarak kabartma yazı baskı ve görsel-işitsel eserler izleme odasına giriyoruz. Burada dev bir kabartma yazıcı, tüm heybetiyle bizleri karşılıyor. Şevket Bey yazıcının kapağını açıyor. Bir anda kuyruklu bir piyanonun önündeymişim duygusuna kapılıyorum. Ancak bu piyanonun tuşları yerine kabartma baskı yapmak üzere bir takım düzenekler var kapağın altında. Kerim ile birlikte merakla inceliyoruz. Yazıcının içinde bir değil tam on bir adet baskı yatağı bulunuyor. Aynı anda on bir sahife birden basabiliyor yani. Bu sayede birkaç dakika içinde elli sahife Braille çıktı almak mümkün. Devasa bir yazıcı. Yurt dışından gelmesi bir yana, kütüphaneye taşınması bile bir olay olmuş, dokuz kişi ancak getirip yerleştirebilmişler yerine. Baskı yaparken çıkardığı sesi üst kapak engelliyor. Özel yapılmış bu kapak, aynı zamanda yalıtım işini üsleniyor. Bu alet yardımıyla bastıkları bazı kitapçıkları gösteriyor Şevket Bey. Bunlar daha çok kütüphanenin tanıtımına yönelik küçük broşürler. Elime alıp incelediğimde, yalnız kabartma yazı değil, aynı zamanda kabartma resim diyebileceğimiz figürleri de basabildiğini fark ediyorum yazıcının. Kapağını yavaşça indirip bir de sırtını okşadıktan sonra kuyruklu piyano benzeri kabartma yazıcının yanından ayrılıyoruz. Aynı odada görsel-işitsel eserleri izleme bölümü de yer alıyor. Bu bölümde bilgisayarlar ve ekranlar bulunuyor. Görenler ya da görmeyenler, burada DVD ve VCD’lerden çeşitli konulardaki görsel ve sesli malzemeyi ya da belgeselleri izleyip bilgi edinebiliyorlar. Burada fazla oyalanmayıp bizi ilgilendiren bir başka bölüme geçiyoruz.
 
 
 
Görme Engelliler İçin Bilgisayar Kursu
 
 
 
Kütüphanenin diğer bir bölümünde körler için hazırlanmış bilgisayarlar bulunuyor. Burada bir öğretmen kurs veriyor. Hoca ve öğrencilerle tanışıyoruz, kısa bir süre sohbet ediyoruz. Bu kursta kullanılan bilgisayarların en önemli özelliği sesli olmaları değil aslında. Çünkü bu artık hemen hemen körlerle ilgili tüm bilgisayarlarda mevcut olan bir sistem. Buradaki özellik, bilgisayar klavyelerinin önüne yerleştirilmiş bir aletin varlığı.  Bu özel bir ekran. Ama görenlerin bildiği anlamda bir ekran değil bu. Görenler baktıkları zaman hiçbir şey göremiyorlar, sadece iğne uçları gibi kıpırdayan küçük noktacıklar belki!  Oysa bu iğnecikler körler için çok şey ifade ediyor, çünkü bunlar birer yazı! Bir kör başına oturup da parmaklarını bu ekrana değdirdiği anda, bilgisayardan gelen verileri Braille alfabesiyle okuyabiliyor. İnternette bir gazeteyi, istediği köşe yazarının o günkü yazısını anında kabartma harflerle elinin altında bulabiliyor. Öğrenciyse ödevlerini hazırlayabiliyor. Daha ilginci bir tuşa basarak alt satıra geçtiğinde parmaklarının altındaki iğnecikler kıpırdayarak değişiyor. Bir anda yeni bir satırın harfleri oluşuveriyor. Bu iğnecikler her sahnede kılık değiştiren tiyatro oyuncuları gibi bir kaybolup başka bir şekilde yeniden ortaya çıkıyorlar.  Zaten aynı nedenle bu aletlerin adı “Refresible Screen”, yani tazelenebilir ekran. Binlerce cilt kabartma kitap yerine küçücük bir Braille ekran ve birkaç tuş. Bütün kitaplar, hatta kütüphaneler elinizin altında. Ne güzel değil mi?  Bu arada elimi ekranda gezdirirken bir şey dikkatimi çekiyor, satırın sonunda bir noktacık belirip kayboluyor. Bunun ne anlama geldiğini düşünüyorum ve bir anda fark ediyorum, bilgisayarın imleci bu. Görenlerin  gözleri önünde yanıp sönen, onlara göz kırpan imleç, benim parmaklarımın altında bir yanıyor bir sönüyor adeta.  Bu aletler bu kütüphanedeki diğerleri gibi çok pahalı. Kişisel kullanım için evlere almak bütçeleri aşıyor. Ama isteyen görme engelliler gelip burada kullanabiliyorlar.
 
     Artık üst kata çıkma vakti geldi… Kabartma ekranların başından da güçlükle kalkıyorum. Şimdi ahşap basamakları tırmanıyoruz. Kütüphane, Osmanlı İmparatorluğu döneminde konakmış. Sonraları tekke olarak kullanılmış. Restorasyon gördükten sonra modern bir bina kimliğini kazanmış. Ama halen eskiyi yaşatan çok şey var içinde. Bu benim için ayağımın altındaki ahşap basamak, duvarlardaki orijinal kaplama ve zeminin betondan öte bir sıcaklık veren dokusu demek. Üst katta geniş bir salona giriyoruz. Burada kütüphanenin sesli kitap üretim merkezi diyebileceğimiz kayıt stüdyoları bulunuyor. Tam beş adet ses yalıtımlı kayıt odası var burada. Kütüphanenin Kadıköy’deki biriminde üç tane daha bulunuyormuş. Salonun bir bölümünde görevli oturuyor; yanda bir toplantı masası, etrafında sandalyeler, çevresinde raflar dolusu CD ve DVD. Rafların içlerine baktığımda kabartma kitaplar değiyor elime. Toplantı masasına oturup bir süre orada devam ediyoruz sohbetimize. Açık pencereden henüz ilk günlerinde bulunduğumuz baharın esintileri giriyor içeriye ve yüzümüzü hafifçe yalayarak kütüphanenin derinliklerine tazeliğini taşıyor.
 
Şimdi gönüllülerin kayıt yaptıkları kabinlerin yanıbaşındayız. Kabinlere girip rahat koltuklara yerleşiyoruz. Kulaklıkları ve kayıt yapmaya yarayan özel cihazları inceliyoruz. Şevket Bey bir deneme kaydı yapıyor hemen. Kayıt için özel dijital aletler kullanılıyor. Bunların çalışma sistemi kolayca öğrenilebildiği için, gönüllü okuyucular kayıt yaparken kendileri kullanabiliyorlar. Hata yaptıklarında kaydı durdurup, geri alıp düzelttikten sonra devam edebiliyorlar. Şevket Bey’in dokunduğu her tuş konuşuyor. Böylelikle kayıt aletlerini bir körün de rahatlıkla kullanabileceğini anlıyoruz. Burada yapılan kayıtların özelliği “Daisy” formatında hazırlanmaları. Bu format görme engelliler için dünyada geliştirilen en son kayıt teknolojisi. Ses kaydının kalitesi, artık hemen hepimizin bildiği “mp3”  ile aynı aslında. Daisy formatının esas farkı, yapılan kaydın sahifelere, cümlelere ve hatta kelimelere ayrılabilmesi. Bu özellik sayesinde görme engelli bir öğrencinin ders kitaplarında bildiği konuları atlayabilmesi, istediği bölüme bir görenin sahifeleri çevirmesi kadar kolay ve çabuk ulaşabilmesi mümkün.
 
Biz sesli kayıt dünyasında gezinirken saatler ilerlemiş, öğlen oluvermiş. İncelememize ara verip az önce etrafında toplandığımız geniş masaya dönüyoruz. Kurabiye tabaklarımız ve mis gibi kokan taze çaylar bizi bekliyor. Sohbete masada devam ediyoruz. Bu kütüphaneden yararlanmanın koşullarını öğreniyoruz. Hemen tüm körler kütüphanelerinde olduğu gibi bir kimlik fotokopisi ve görme engelli olduğunuzu gösteren resmi rapor ile üye olabiliyorsunuz. Buraya gelip CD ya  da DVD ile istediğiniz sesli kitabı alabileceğiniz gibi, internet üzerinden  www.ibb.gov.tr  sitesinden online olarak kitapları dinleyebiliyor ya da bilgisayarınıza indirebiliyorsunuz. Kütüphanenin kataloğunda bin altı yüz civarında sesli kitap bulunuyor. Buraya gelmeyi düşünenler için açık adres ve telefon numarası verelim:
 
İBB Eyüp Körler Kütüphanesi
 
Merkez Mahallesi Sultan Reşat Caddesi No: 6 Eyüp/İstanbul.
 
Telefon: 0212 417 25 46, 417 19 25
 
Kütüphane sabah 09.00 ile 17.00 saatleri arasında açık. Önemli bir not: Hafta sonları da hizmet veriyor. Bu çoğu devlet kitaplığında mümkün olmayan bir durum.  Biz konuşmaya devam ederken, yanımıza gönüllü okuyucular geliyor. Üç hanım, bir süre önce görmezler için kitap seslendirmek üzere başvurmuşlar. Şevket Bey onlara koşulları anlatıyor. Ardından da espri yapıyor, “Nasıl gönüllü okuyuculuk bu, bütün koşulları biz koyuyoruz.” diyor. Hepimiz gülümsüyoruz. Gönüllü okuyucu adayları için önce bir deneme kaydı yapılıyor. Ses tonları ve okuyuşları kayıt için uygunsa kabul edilecekler. Hataları varsa kendilerine nazik bir dille uyarılar yapılıyor. Amaç, körler için kaliteli kitap kayıtları hazırlamak ve sunmak. Okumayı seven ve boş zamanlarını görme engelliler için kitap okuyarak değerlendirmek isteyen gönüllüler bu kütüphanenin yolunu tutabilir. Rahat edecekleri, huzurlu bir ortam bulacaklarına emin olsunlar. Hafta sonları kayıt stüdyoları yoğun, hafta içleri ise müsait.  
 
      Şevket Bey’le son olarak kütüphaneden yararlanan görme engelli sayısını konuşuyoruz. Yeri belki biraz sapa gibi görünse de oraya ulaşmak çok zor değil. Telefon edip bilgi almak da mümkün. Biz orada çeşitli kültürel toplantılar ve kitap söyleşileri düzenlenmesini öneriyoruz. Bu şekilde daha fazla okurun bu mekâna gelmesi sağlanabilir. Bir de, okunan kitapların çeşidini zenginleştirmek ve değişik kültürel konulara yer vermek kütüphaneye olan talebi arttırabilir.
 
Artık ayrılma zamanı… Vaktin nasıl geçtiğini anlamadık bile. Şevket Bey’e teşekkür edip kalkıyoruz. Gerçekten iyi düzenlenmiş bir mekânda bir çok teknolojik imkânı bir arada sağlayan modern bir sesli kütüphane kurulmuş. Takdirlerimizi belirtip okurlarının bol olmasını dileyerek kütüphane gezimizi tamamlıyoruz. Eve dönüp yeni kitaplar okuma isteği ve heyecanıyla bu şirin mekânın kapısından çıkıyoruz. Eyüp İstanbul’un en güzel yerlerinden biridir benim için; tarihi değerleri, alçakgönüllü insanları ile özeldir. Oraya kadar gitmişken bir çay bahçesine oturup köpüklü ayran içmeyi ihmal etmiyoruz. 1883 yılında açılmış tarihi fırından aldığımız meşhur Eyüp halkasından da yiyoruz tabii ki. Ayranlarımızı değil, tarihi yudumluyoruz adeta.
 
Ama Kerim’in de benim de aklımızda hep kitaplar, kitaplar!