Körler Ve Ekonomik Kriz Metaforu

Ülkemiz sık sık ekonomik krizlere girip duruyor. Bir kriz bitiyor, belimizi doğrultmadan diğeri geliyor. Aslında belki de kriz hiç bitmiyor. Hep bizimle beraber, ya da biz onunla birlikteyiz. Gerçekten şöyle bir tarihimize baktığımızda, Osmanlı İmparatorluğunun son dönemlerinden itibaren borç ekonomisine bağlandığımızı görmek pek zor değil. Sorunların çözümü sürekli olarak ileriye bırakılmış. Cumhuriyet Tarihinde de aynı şartlar devam etmiş. Günümüze kadar gelinmiş. Zaman zaman geçici rahatlamalar yaşamakla beraber sürekli bir kriz ortamına girdiğimiz söylenebilir. Ekonomistler ve özellikle şirketlerin yönetiminde görev alan üst düzey yetkililerin ağzından hep aynı şeyi duymak mümkün; "Önümüzü göremiyoruz". Yaptıkları tahminlerde, bilânço ve yıl sonu hedeflerinde net olamadıklarını çünkü ekonomik verilerin çok sık ve beklenmedik şekilde değiştiğini ifade etmekteler.

İşte tam bu noktada ilginç bir metafor ortaya konabilir.
 
Ülkemizde önünü göremeden hatta hiçbir şeyi göremeden yaşayan binlerce insanımız var. Kim bu insanlar? Görme engelliler elbette. Onlar tüm yaşantılarını önlerini görmeden sürdürüyorlar. Üstelik bu durum geçici bir halde değil onlar için. Yani onlar sürekli bir kriz içinde yaşıyorlar. Yollar,binalar,iş hayatı,eğitim ve akla gelecek her şey görenlere göre düzenlenmiş. Görmeyenler bu şartlar altında kendi krizlerini aşmaya,önlerini görmeye çalışıyorlar. Çoğu zaman da bunu başarıyorlar. Ama nasıl? Bu nasıla verilecek cevaplardan belki de ekonomi dünyamızın ve önünü göremeyen ekonomistlerin, şirket yöneticilerinin çıkarabilecekleri ip uçları olabilir. Görmezlerin kendi krizleri için ürettikleri çözümlere bir bakalım:
 
1-Görme engelli kişi evine, işine ya da başka bir yere yalnız olarak giderken yolunu nasıl bulur? Görmezin yaptığı en önemli şey diğer algıları kullanmaktır. Önünü göremez ama kulaklarını ve duyma gücünü adeta göz gibi kullanır. Çevreden gelen seslere göre sokak başlarını tespit edip sayabilir. İşlek bir yola geldiğini anlayıp karşıya geçmek için yardım isteyebilir. Ayrıca tenine dokunan rüzgârdan bile yararlanır. Hava akımının hissedilir biçimde artması ona açıklığa geldiğini veya bina bloğunun bitip yol ayrımına ulaştığını gösterir. Yürürken ayağını bastığı zeminin değişmesi de bir işarettir. Bir kaldırımın bitmesi ya da asfalt yoldan taşlı yola geçilmesi çok anlamlı olabilir. Anlaşılıyor ki görmez yolunu bulurken göz dışındaki bir çok algıyı (inputları) kullanabilmektedir. Niçin iş adamları da klâsik göstergelerden yeterince yararlanamadıkları kriz dönemlerinde bu tür farklı algıları ve göstergeleri kullanamasınlar?
 
2-Bildiği yoldan gitmek; Görmezler bir yere varmak için her zaman aynı yolu kullanırlar. En güvenilir yol en kolay yol değildir. En iyi bilinen ve etüdü yapılmış olan yoldur. Kriz durumunda ticarî işletmelerin de maceraya girmeden iyi etüt edip iş yapması gerekmektedir. Aslında bazı iş adamlarımız öz eleştiri yaparken buna özellikle değinmektedirler. Ülkemizde bir çok işletmenin piyasa koşullarını ve kendi öz kaynaklarını yeterince değerlendirmeden iş yaptıklarını ve bir çok başarısızlıkta bu eksikliğin rol oynadığını açıklamaktadırlar.
 
3-Yeni keşifler;Görme engelli olan ben ve kardeşim, yıllardır evimize giderken kullandığımız yolda bulunan bir yeraltı çarşısını keşfettikten sonra bu geçidi izleyerek evimize ulaşmakta önemli bir kolaylık sağladığımızı fark ettik. Yıllardır aynı yolu kullanmamıza ve yer altı çarşısının varlığından da haberimiz olmasına karşın, bu kolay ama faydalı yolu izlemeyi niçin evvelce düşünemediğimize bir hayli şaştık. Ancak bundan önemli bir sonuç çıkardık; Ekonomik krizlerden çıkmakta ya da başka sorunlarda belki de gözümüzün önünde duran ama aklımıza bile gelmeyen basit yardımcı araçlar olabilir. Önemli olan bunları zamanında fark edip kullanmaktır.
 
4- Yoğun ve kolektif çalışma, çalışmada not almanın önemi:Ben ve kardeşim hukuk gibi yoğun ders yükü ve okuma ihtiyacı olan bir alanda üniversitede lisans, master ve doktora öğrenimimizi ilginç bir yöntemle tamamladık.Gördüğümüz hukuk eğitiminin yoğun hacmi nedeniyle tüm ders kitaplarını okutma olanağı bulamayacağımızdan, özel bir sistem geliştirdik.Her gün derse girip kabartma yazı ile not tuttuk ve akşam eve geldiğimizde bu notları ben okudum kardeşim ise on parmak daktilo ile daha geniş ve düzgün bir metin halinde daktilo etti. Böylelikle bir anlamda kendi kitaplarımızı kendimiz yazdık. Bu düzenli çalışma sayesindedir ki sene sonu sınavlarına hafif bir tekrardan sonra elimizi kolumuzu sallayarak gittik ve okulu derece ile bitirmeyi başardık.Bu sonuçta en önemli etken kolektif ve düzenli,yoğun bir çalışma olmuştur. Derste alınan notlar çalışmanın merkezini oluşturmuştur. Ticarî yaşamda da düzenli ve dikkatli bir kolektif çalışma, gerekli notların alınması, lüzûmlu etütlerin yapılması büyük önem taşımaktadır. Her şirket bu anlamda üzerine düşeni yapar ve devlete ya da başka borç kaynaklarına yaslanmadan yaşamayı başarırsa ekonomimiz şimdikinden çok daha iyi bir durumda olabilirdi. Herkes kendi evinin önünü süpürse her yer tertemiz olurdu.
 
5-Bilgilenme ve bilgiye ulaşma:Çağımız bilgi çağıdır. Özellikle internetin yaygınlaşması ile bilgiye ulaşmak kolaylaşmıştır. Görme engelliler de eğitim olanağı bulduklarında başarılı ve mutlu olabilmektedirler. Bilgisayar ve internet kullanarak bir çok işlerini kendi başlarına yapabilmektedirler. Rapor ve mektuplarını yazmak, internetten gazete, kitap ve dergi okumak ve benzeri. Ayrıca yabancı dil de bu konuda önemli bir destek sağlamaktadır. Ticarî işletmelerin de bütün bu imkânları yerinde kullanması ve insan kaynaklarının geliştirilmesine önem vermesi kriz ekonomisinden çıkışı bulmakta yarar sağlayabilir. Acaba kaç şirket Devlet Plânlama veya diğer teşkilatların internet sitesine girerek ciddî ekonomik verileri almakta ve bilânço tahminlerinde kullanmaktadır. Şirketlerimizin kaçta kaçı çalışanlarının yabancı dil ve diğer alanlarda kendilerini geliştirmeleri için kaynak ayırmaktadır. Görmeyenler teknolojiden ve bilgi kaynaklarından kendilerine bunca yarar sağlıyorlarsa ülkemiz ve önemli bir lokomotif görevini üstlenen ekonomimizin ayrılmaz parçası özel sektör niçin bu nimetlerden gereğince yararlanmasın?
 
Dr. Selim Altınok 20 Mayıs 2001