Para Dergisi’nin 17 – 23 Şubat tarihli sayısında yayınlanan röportaj

 

 
\"\"
 
\"\"
\"\"
\"\"
güncelkültür >  "Engelliyle engelsizi ayırmak yanlış"
 
BENSU KAYA


Öyle olağanüstü başarılarda imzaları var ki, insan salt hayran olmakla sınırlı kalmaması gerektiğini düşünüyor! Toplumun engellilere bakış açısını değiştirerek, bu anlamda devrim yaratabilecek iki insanla birlikteyiz. Geçtiğimiz günlerde Laika Yayıncılık'tan çıkan ilk kitapları
"Karanlığın Rengi Beyaz" ile yazınsal yeteneklerini de kanıtlayan Kerim Selim Altınok kardeşler, yaşam paletini sonsuz renk seçeneğiyle dolduruyor.

Okuyucu için yer yer akıl almaz zaferlere imza atmış iki örnek bireysiniz. Kişisel başarılarınızı anlatmanızın ötesinde, bu kitabı yazma ve okuyucuya ulaştırma amaçlarınız nedir?
Kitabımızı öncelikle engelli çocukları olan aileleri düşünerek yazdık. Çoğu aile bu durumdaki çocuklarını evden dışarıya çıkarmıyor ve korumacı bir tutum içine giriyor. Bu çok yanlış elbette. Bazı ailelerse umutsuzluğa kapılıyor hemen. Bizim yaşam öykümüz onlar için umut ışığı olabilir. "Selim ile Kerim şu enstrümanı çaldıysa ya da filan üniversiteyi bitirdiyse, kendi kendine İngilizce'yi geliştirebildiyse neden benim çocuğum da yapmasın?" diye düşünmeleri onları motive ediyor. Aslında görmek ya da görmemek meselesi değil bu...


 

Haberin devamını Para Dergi dergisinin
164. sayısında bulabilirsiniz!

 



 

 S—K: Kitabımızı öncelikle engelli çocukları olan aileleri düşünerek yazdık; çoğu aile bu durumdaki çocuklarını evden dışarıya çıkarmıyor ve korumacı bir tutum içine giriyor, bu çok yanlış elbette. Bazı aileler ise umutsuzluğa kapılıyor hemen, bizim yaşam öykümüz onlar için umut ışığı olabilir, “Selim—Kerim şu enstrümanı çaldıysa ya da filan üniversiteyi bitirdiyse, kendi kendine İngilizce’yi geliştirebildiyse neden benim çocuğum da yapmasın?” diye düşünmeleri onları motive ediyor. Aslında görmek ya da görmemek meselesi değil bu… Biz, ailemizin doğru yönlendirmesi ve çalışmayı seven insanlar olmamız nedeniyle eğitim dönemimizi çok iyi değerlendirdik, dağarcığımızı genç yaşlarda doldurduk.

    Kitabımızın mesajı yalnız engellilere değil tüm topluma aslında; çünkü engelliyle engelsizi ayırmak yanlış… Biz buna hukuk dilinde ”Ayrımcılık” diyoruz ve bu yasal olarak da suç kabul ediliyor biliyor musunuz!

 

Körlerle ilgili aile içinde ve toplumda en çok yapılan yanlışlıklar nelerdir?

 S-K: Aile içindeki yanlışlıklar, az önce de bahsettiğimiz korumacı tutumlardır; engelli çocuğunu evden çıkartmama, yeme içme ve diğer ihtiyaçlarını ona bırakmadan kendisi karşılama, her istediğini ayağına getirme gibi… Bunlar zaten gelişiminde sorun yaşayacak olan engelliye daha büyük engeller çıkarmaktan başka bir işe yaramaz.

Toplumun yanlışlarını sıralamak yerine doğru yaptıklarını sıralamak çok daha kolay olurdu bu konuda! İnsanlar engelliyi uzaylı gibi görüyorlar, bu meselede çok şey söylemek istemiyoruz. Kitabımızın başındaki ”Körlüğün Nezaket Kuralları” bölümü de zaten görme engelliler açısından yapılan yanlışları anlatıyor. Dileyenler ve merak edenler bunu okuyabilirler.

 

Bize olağan bir gününüzü anlatır mısınız? Günlük yaşamınızı sürdürürken; giyinirken, alışveriş yaparken, çalışırken vb. bulduğunuz çözümleri kısaca paylaşır mısınız?

 S—K: Sabah erken uyanırız genellikle; 06.30 gibi hatta bazan daha da erken… İlk işimiz,  yastığımızın altında bulunan mp3 çalarların tuşuna dokunup, bizim için sesli hale getirilmiş kitapları dinlemek ya da okumak olur. Sonra 07.30 haberlerini radyodan dinleriz. Ardından kahvaltı… Eğer işe gideceksek iki kardeş evden çıkarız, beyaz bastonlarımızla kendimiz otobüs durağına ya da istediğimiz yere gideriz.

    Giyim kuşam konusunda yardımcımızın zevkine güveniyoruz, bir de renk tanıma aletimiz var; üzerimize giyeceğimiz şeylerin renklerini sesli olarak söylüyor bize, o da işe yarıyor bazan.

    Evde geçirdiğimiz günler bizim için dışarıdakilerden daha yorucu geçer, özellikle beyin açısından! Bilgisayarın başında bir yazı hazırlamak, eğitim CD’leri oluşturmak, satranç çalışmak...

    Biz aynı zamanda millî satranççıyız; ülkemizi yurt dışında temsil etmenin bir sorumluluğu var, yeni oyunları ve analizleri takip etmemiz gerekir. Bütün bu işleri bilgisayar aracılığıyla yapıyoruz, internet sitelerinden yeni oynanan usta partilerini izleyebiliyoruz, kendimiz dünyanın herhangi bir yerindeki bir rakiple oynayabiliyoruz. Bu iyi bir antrenmandır ve turnuvalardan önce işe yarar. Ben Selim yıllar önce dünya şampiyonu Karpov ile berabere kalmayı başarmıştım. Ama itiraf etmeliyim ki Kerim satranç konusunda daha istekli ve çabalıdır… Bense hayal gücüme ve yaratıcılığıma güvenirim daha çok.

    Eğitim CD’lerimizin hazırlanmasında da Kerim’in payı daha fazladır, ben sonraki aşamada devreye girer, bunların kullanıcılara ulaşmasıyla ilgili konularda ve iletişimde görev alırım daha çok. Bize her gün onlarca telefon gelir, Kerim bunların hemen hiçbirine cevap vermez, o iş de bana aittir. Gün boyunca öğrencilerimiz, arkadaşlarımız arayıp bir şeyler sorarlar; bazen bunalırız, ama yapacak bir şey yok. Ülkenin her yerinde yüzlerce görmeyen, bilgisayarı Kerim’in sesli setlerinden öğrenmiştir ve her birinin elinde telefon numaralarımız mevcuttur. Bazan akrabalarımız ve yakın arkadaşlarımız bizden şikayetçi olurlar, “Niye aramıyorsunuz?” diye sitem ederler. O kadar çok telefonla muhatap olsalar, onlar da telefondan kaçarlar sanırım. Evde alışveriş işlerini ben Selim yürütürüm. Bir yardımcımız var, alışverişe onunla birlikte çıkarız çoğu kez, bu iş beni dinlendiriyor. Yemeklerimizi ve diğer işlerimizi sağ olsun yardımcımız hallediyor, onları da kendimiz yapmak isterdik doğrusu ama diğer işlerden vakit kalmıyor.

    Akşamları biraz müzik dinleriz ya da çalışırız. Profesyonel müzisyen olduğumuz için sahne aldığımız mekân ya da konserlerde sürekli kendimizi yenilememiz gerekiyor; hep aynı parçaları çalmak olmuyor çünkü... En azından çalıştığımız lokaldeki garson çocuklar “Abi yeni bir şarkı yok mu, şunu çalsanıza, bu şarkıyı biliyor musunuz?” deyince, “Olmaz” demek ayıp. Yeni repertuvar gerekiyor ve bu da sürekli prova, ezber demek. Bazan farkında bile olmadan saat geçiyor ve gece oluveriyor.

    Gelen maillere cevap yazmak, yöneticilerinden olduğumuz derneğin yazışmaları, etkinlik için arkadaşların telefonla veya internetten aranıp ayarlanması filan cabası… Gün bunlarla geçiyor, dinlenmeye vakit bile kalmıyor. Bizim mesaimiz bütün gün. Avukatlık yaparken bu kadar yorulmuyorduk. Öğretmenlik, yazarlık, müzik, dernekçilik… Hepsi bir arada yoruyor ama bu tempoyu seviyoruz galiba. Özel hayat sıfır olmasa da epey arka planda kalıyor bazan.

 

Ülkemiz engelli vatandaşlarımız için elverişli olanaklar sunmuyor. En sık rastlanılan zorluklardan söz eder misiniz?

     Mimari engeller, trafik ve hepsinden önemlisi, toplumun engelliye bakış açısı! Biz kitabımızla, konferanslarımızla bu anlayışı yıkmaya çalışıyoruz. Görme Özürlüler Derneği’nde (GÖZDER) etkinlikler düzenliyoruz, sokağa çıkıp eylemler yapıyoruz. Mesela geçenlerde ‘’Kaldırımlarımızı bize bırakın’’ diye pankartlar hazırlayıp, İncirli’den Bakırköy’e yürüdük, basın açıklaması yaptık, kaldırımlara park eden arabalara, seyyar satıcılara ve tam ortaya konan çiçekliklere, çöp kutularına “Hayır” dedik.

    Görmeyenlerin eğitim ve kültür düzeylerini yükseltmek için kurslar açıyoruz, kitap okuma ve tartışma toplantıları yapıyoruz, arkadaşlarımızı okuma alışkanlığı kazanmaları için teşvik ediyoruz, televizyon veya yazılı basın aracılığıyla mesajlarımızı duyurmaya gayret ediyoruz.  9 Şubat’ta Bakırköy Carousel Alışveriş ve Yaşam Merkezi’nde kitabımız için bir imza günü düzenledik ve gelirin bir bölümünü derneğimize bağışladık. Umarız zaman içinde toplumda bir farkındalık ve duyarlılık meydana getirebiliriz.

 

Bir Bakırköylü olarak kitabı okurken Bakırköy nostaljisi de yaşamış oldum… Yaşadığınız ilçenin sizlere sunduğu avantajlar varsa, söz edebilir misiniz?

S: Biz doğma büyüme Bakırköylüyüz, kitabımızda yazdığımız gibi çocukken buradan denize bile girilirdi, sahili, çay bahçeleri çok güzeldi. Halen seviyoruz Bakırköy’ü ama şimdilerde çok kalabalık oldu. Hafta sonları herkes buraya akın ediyor. Ama yine de güzel, evimiz her yere yakın, bakkal, manav, kasap, market filan çok kolayda. Bunlar pratik avantajlar.

    Bir de kültür dünyamıza hitap eden güzellikleri var, mesela üyesi bulunduğumuz Bakırköylü Sanatçılar Derneği BASAD. Orada sık sık konserler, sergiler ya da şiir dinletileri oluyor. Biz de zaman zaman orada program yapıyoruz, değerli sanatçılarla, müzisyenlerle, tiyatrocularla bir araya geliyoruz. Çok hoş ve verimli bir ortam. Derneğimiz GÖZDER de Bakırköy’de. Ataköy’de Yunus Emre Kültür Merkezi ya da Cem Karaca Kültür Merkezi’nde tiyatrolara, konserlere gidebiliyoruz.

    Ayrıca bizim de görme engellilere dersler verdiğimiz İncirli’deki Rıfat Ilgaz İlçe Halk Kütüphanesi de çok keyif aldığımız mekân. Orada bizim danışmanlığımızda kurulan bir de sesli kitaplığımız var ki, güzel okuyabilen dostlarımız gelip orada görme engelliler için kitap seslendiriyorlar. Doğrusu, son zamanlarda trafiği büyük sorun olan İstanbul’da, Bakırköy’den fazla uzağa gitmeyi pek tercih etmiyoruz, burası yetiyor bize.

 

Mutlaka yeni projeleriniz vardır…

    S—K: Evet, yeni projelerimiz var. Bir tanesi görme engelliler için hazırladığımız sesli satranç eğitimi CD’si. Bunun üzerinde yaklaşık iki yıldır çalışıyoruz, daha önce böyle bir eğitim CD’si hazırlamıştık ama bu ileri düzey oyuncular içindi. Şimdiki ise yeni başlayanlar için… Son yıllarda görme engelliler olarak interneti satranç için de fazlasıyla kullanmaya başladık, on line satranç turnuvaları düzenliyoruz. Dünya şampiyonlarının maçlarını oynandıkları anda canlı olarak izleyebiliyoruz, maçlarımızı bilgisayara analiz ettirebiliyoruz… İşte yeni eğitim setimizde, satrancı öğretmenin yanı sıra, internetten satranç konusunda nasıl yararlanabilecekleriyle ilgili bilgileri de görmeyen arkadaşlarımızla paylaşıyoruz.

    Bir de yeni bir orkestra ve koro kurma projemiz var, Türkiye Görme Engelliler Orkestra ve Korosu olacak. Adı böyle olabilir ama asla yalnız görmeyenlere açık olmayacak, müzik yeteneği olan herkes katılabilir. Biz zaten engelli-engelsiz diye ayırmıyoruz insanları, ayıranlara da kızıyoruz, kendimiz bu hatayı yapmayız herhalde. Eğitimle ilgili başka proje ve düşüncelerimiz de var, ama bunları açıklamak için henüz erken. Eğitimin önemine inanıyoruz ve iki kardeş bundan sonraki yaşamımızı bu işe adıyoruz.

 

Devletin yanı sıra çeşitli kurum ya da kuruluşlardan destek beklediğiniz noktalar var mı?

    Şu sıralar gündemimizde YTL konusu var. Görme engelliler için en önemli sorunlardan biri kağıt paraları elimize aldığımızda tanıyamamak. Bir dakika için gözlerinizi kapatın ve elinize bir adet 50 YTL, bir tane de 100 YTL alın, şimdi hangisinin hangisi olduğunu anlamaya çalışın. Çoğunuz yanılırsınız. Düşünün ki görme engelliler hayatları boyunca bu zorluğu yaşıyorlar. Merkez Bankası’ndan yeni basılacak paraların boylarının farklı olmasını rica ediyoruz. 2005 yılında YTL tedavüle çıkarken Merkez Bankası’na başvurup internet üzerinden duyurular yapmıştık. Sözde olumlu yaklaşıldı, ama YTL çıktığında hayal kırıklığına uğradık. 2009 yılında YTL kalkıp TL’ye dönülecekken sesimiz duyulmalı. Paraların özellikle enleri birbirinden bariz olarak ayrılacak kadar farklı boyutlarda basılsın. Eğer bu yapılamıyorsa, o zaman anahtarlıklarımıza takılacak boyda özel para tanıma cihazları üretilip dağıtılsın, banknotun üzerine değdirildiğinde sesli olarak kaç lira olduğunu söylesin. Avrupa Topluluğu’na girme çabasında olan Türkiye’nin çağdaşlaşma kriterlerinden biri de engellilerine bakış açısı olduğuna göre; uluslararası platformda paramızın daha değerli ve ülkemizin daha saygın kılınmasının yolu insana değer vermekten geçer.

 

 ALTINOK KARDEŞLER KİMDİR?

     İkiz ve görme engelli olan Kerim – Selim Altınok Kardeşler, 23 Aralık 1963’te İstanbul’da dünyaya geldiler. İ.Ü. Hukuk Fakültesi’ni sınıf birincisi ve ikincisi olarak bitirdiler. Aynı üniversitede mali hukuk alanında doktora yaptılar.

    İngiltere’den getirttikleri kabartma kitapları okuyarak kendi kendilerine İngilizce öğrendiler. Bir süre serbest avukatlık yapıp bir kamu kurumunda hukuk danışmanı oldular.

    Emekli olduktan sonra görme engelliler alanında eğitim çalışmalarına ağırlık verdiler. Sesli bilgisayar eğitim CD’leri hazırladılar, kurslarda öğretmenlik yaptılar. Körler okulundaki çocuklara yönelik bir “Kabartma Satranç Kitabı” yazdılar. Türkiye’de ilk defa kurulan dijital sesli kütüphanenin proje danışmanı oldular. ABD’de incelemelerde bulundular.

    İ.Ü. Hukuk Fakültesi’ne devam ederlerken aynı zamanda İstanbul Devlet Konservatuvarı Yarı Zamanlı Batı Şan bölümünü de bitiren kardeşler, çeşitli topluluk, koro ve orkestralar kurdular.

    Satrançta şampiyonlukları bulunan kardeşler, ülkemizi birçok defa yurt dışında başarıyla temsil ettiler.