Yaşam siyahtan ve karanlıktan oluşmuyor

 

     Tayyibe Önel (MİHA) Görme engelli tek yumurta ikizi Kerim ve Selim Altınok, 23 Aralık 1963 yılında İstanbul’da doğdular. Lise yıllarına kadar çok az gören ve bu sayede ilkokul, ortaokul ve liseyi normal okullarda bitirebilen Kerim ve Selim Altınok, daha sonra görme yetilerini tamamen kaybetmiş. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ni birincilik ve ikincilikle bitirdikten sonra yüksek lisans ve doktoralarını yaptılar. Üniversiteye devam ederken aynı zamanda İstanbul Devlet Konservatuarı Şan Bölümü’nü de bitirdiler; çeşitli topluluklar, koro ve orkestralar kurdular, önemli merkezlerde konserler verdiler. 2006 yılında yaşam öykülerini kaleme aldıkları ‘Karanlığın Rengi Beyaz’ adlı kitabı yazdılar. Aynı zamanda çok iyi satranç oyuncusu olan, bilgisayar kullanan, İngilizce bilen, görmezler için yazılım programı yapan Kerim ve Selim Altınok’u, Görme Özürlüler Derneği’nde (GÖZDER) bulduk. Kerim Altınok ile kitapları ve engellilerin sorunları üzerine konuştuk.


    Görme engelli tek yumurta ikizi Kerim ve Selim Altınok yaşam hikâyelerini kaleme aldıkları "Karanlığın Rengi Beyaz" adlı kitaplarının gelirinin bir bölümünü Görme Özürlüler Derneği’ne (GÖZDER) bağışladılar. Kerim ve Selim Altınok bu kitaplarında, görme engellilerin nasıl yaşadıklarını anlatıyorlar. 


    Sizi biraz tanıyabilir miyiz? Neler yaptığınızı anlatır mısınız?

    1963 İstanbul doğumluyum. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ni bitirdik. Aynı üniversitede yüksek lisans ve doktora yaptık. Bir süre avukatlık yaptık. Avukatlıktan ayrıldıktan sonra bir misyon yüklenmek gerekliliğini fark ettik. Özelde görme engelliler, genelde engellilerle ilgili çalışmalara yöneldik. Bunların en önemli bölümü aslında eğitim. Engellilerin eğitimiyle ilgili çalışmalara yöneldik. Ne yaptınız derseniz; bilgisayar, görme engellilerin bilgisayar kullanımıyla ilgili çalışmalar yaptık. Görmeyen arkadaşlarımıza kurslar vermeye başladık. Kursların dışında, eğitim CD’leri hazırladık. Bunların tüm Türkiye’ye dağılması için uğraşıyoruz. Görme engellilerin en büyük sorunlarından biri, bilgi ve kitaba ulaşmak. Kitaplar bazı merkezlerde, görenler tarafından okunuyordu. Türkiye’de ilk defa 2000 yılında Beyazıt Devlet Kütüphanesi’nde, kasetten dijital teknolojiye geçen bir kütüphane oluşturduk. Bunun proje danışmanı olduk. 2007’de de Bakırköy’de, Rıfat Ilgaz İlçe Halk Kütüphanesi’nde, sıfırdan görme engelliler kitaplığını kurduk. Orası doğrudan dijital teknolojiyle kuruldu. Şu an gönüllüler, Beyazıt ve Rıfat Ilgaz kütüphanelerinde seslendirme yapıyorlar. Görme engelliler, flash bellekleriyle veya boş CD’leriyle bunları alabiliyorlar. Aynı zamanda Boğaziçi Üniversitesi’nde GETEM diye bir proje var, Görme Engelliler Teknoloji Merkezi. Çok büyük bir web sitesi var. Görmeyen arkadaşlar, özürlülük durumlarını belgeleyen bir raporu oraya göndererek üye oluyorlar. Bir kullanıcı adı ve parolayla istedikleri kitapları indiriyorlar.

 

    Biraz da müzikten söz edelim, dilerseniz.  Müzik hayatınıza nasıl girdi?

    Biz ilkokul üçüncü sınıftayken, akordeon kursuna başladık. Ortaokulda Selim mandoline, ben ise flüte geçtim. Lise yıllarında ben gitara, Selim kemana geçti. Daha sonra üniversite sonunda yüksek lisans yaparken de, İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuarı Batı Şan Bölümü'ne devam ettik. Gruplar kurduk, Grup Dinlence adıyla. Beste çalışmalarımız oldu, kendi bestelerimizi seslendirdik. 1989'dan beri profesyonel olarak sahnedeyiz. Sürekli olarak müzik yapıyoruz.

 

    Kabartma satranç kitabı yazmışsınız.

     O da eğitimle ilgili bizim çalışmalarımızın bir ürünüdür. Biz yaklaşık on dört yaşımızdayken dedemizden satranç oynamayı öğrendik. O zaman biraz görüyorduk, sonra görüşümüzü tamamen kaybettik. Sonra fark ettik ki, satranç görme engellilerin, görenlerle tamamen eşit şartlarda yapabileceği çok nadir sporlardan birisi. Tamamen eşit koşullarda hissediyoruz kendimizi. Görmeyenlerde en iyi eğitim, kabartma yazıdır. Sesli kitaplardan bile önce, keşke her şey kabartma kitaplarla gösterilse. Kabartma yazı biraz maliyet gerektirdiği için biz sesli yapıtlara yöneldik. Ama biz oturduk temel bir satranç eğitimi kitabı yazdık. Bir sponsor bularak bastırdık. Elimizde sınırlı bir sayıda vardı. Türkiye'de on beş tane görme engelliler okulu var, bu okullara gönderdik. Görmeyen arkadaşlarımızın, çocuklarımızın temelden satrancı öğrenmesi için hazırladık bu kitabı. Kabartma yazıyı bilen fazla görme engelli olmadığı için de sesli bir eğitim seti hazırladık.

 

    Gelelim Karanlığın Rengi Beyaz'a... Kendi yaşam öykünüzü anlatıyorsunuz herhalde...

     Aslında kitap iki bölümden oluşuyor. İlk bölümü; aslında kitabı yazmaktaki amacımız. 2003 yılında biz Amerika seyahati yaptık. Orada Amerika Körler Federasyonu'nun büyük bir toplantısına katıldık. Rehabilitasyon merkezlerini ziyaret ettik. İnceleme dönemi geçirdik. Model eğitimi aldık. Türkiye'deki rehabilitasyon eğitimleriyle mukayese etmek amacıyla notlar alıyorduk. Bunların kaybolmaması için, bunları yazı haline getirdik. Böyle başladık kitaba ama sonra düşündük ki yaşamımız bir mücadeleyi içeriyor. Ulaşılmış belli hedefler de var. O yüzden yaşam öykümüze dönüştürdük kitabı. Böylece Karanlığın Rengi Beyaz ortaya çıktı. Bu kitaptan sağlayacağımız gelirin bir bölümünü derneğimize (GÖZDER) gidecek.

 

    Peki, kitabın adı neden Karanlığın Rengi Beyaz oldu?

     Onun açıklaması çok nettir. Burada vurgulamak istediğimiz şey, biz körler için aslında hayat, yaşam siyah renkten ve karanlıktan oluşmuyor. Herkes körlüğü içinde yaşanılması çok zor olan, bir ortam gibi düşünüyor. Oysa biz yaşama çok daha renkli çok daha beyaz bakıyoruz. Somut anlamda düşünüldüğünde, yani ben size baktığımda da belki gerçekten hiçbir şey görmüyorum. Işık dahi görmüyorum, evet. Ama gördüğüm şey siyahlık ve karanlık değil. Bir kapalılık duygusu yok, aksine bir açıklık var, bunu vurgulamak istedik.

 

   Kitabı yazmanızdaki amaç ve ulaşmaya çalıştığız hedef kitle nedir?

     Birincisi engelli insanlara ve engelli çocuğu olan ailelere, bizim hayatımızdaki bir takım engelleri nasıl çözdüğümüzü anlatıyoruz. Şu amacı vermeye çalışıyoruz; Kerim ve Selim Altınok bir takım şeyleri başarabildilerse bunun kaynağı eğitimdir. Sizin çocuklarınız da eğitim gördükleri bunları başarabilirler. Ümitsizliğe kapılmanıza gerek yok, sadece siz onları toplumun içine katma konusunda istekli olun. Onlara destek olun, motivasyon sağlayın ve eğitimlerine önem verin.

    İkinci amacımız da engellileri ve görmeyenleri toplumun büyük bir kesimi hiç tanımıyor. Nasıl yaşadıklarını hiç bilmiyorlar. Çok ümitsiz, kendi içlerine kapalı insanlar sanıyorlar. Sokaklarda fazla görmüyorlar, çünkü ailelerin yanlış tutumları nedeniyle hakikaten sokağa çıkılmıyor. Biz, körün kim olduğunu ve kim olmadığını anlatmaya çalıştık. Bir kör nasıl rüya görür, özel yaşamı nasıldır, nasıl giyinir, nasıl alışveriş yapar, parayı nasıl tanır, nasıl aşık olur, hüzünleri nedir, sevinçleri nedir, yaşamdan nasıl tat alır, nasıl kitap okur, nasıl okula gider, eğitimini nasıl alır, bütün bunları anlattık kitabımızda.

 

 Peki, genel olarak engellilerin karşılaştığı sorunlar neler?

    Birincisi, sen ve ben, biz ya da biz ve öteki şeklinde bir ayrıma tutulmaktır engellilerin sıkıntısı. Sokağa çıktığınız da biri sizi görüyor ve 'ya biz sizi çok takdir ediyoruz' diyor. Bu aslında ne kadar yanlış bir tutumdur. Aslında o kişi, ben görmediğim için takdir ediyor. Şunu demek istiyor; sen görmüyorsun ama neler başarmışsın. Aslında onu beklemiyoruz. Ben görsem de bunları başarabilirdim. Bu benim kişilik özelliğimdir. Çalışmaya istekli olmamdan kaynaklanır. Orada bir ayrımcılık yapıyor, dikkat ederseniz. Biz ve siz şeklinde. Gerçekten bu çok rahatsızlık verici. Bu artık engelliler tarafından da bir yerde kendilerinin üzerine alınmış bir yük gibi olmaya başladı.

    Tabii devletin konuya ilgisizliği, sokakların engelliler açısından mimari engellerle dolu olması, engellilerin önemli sorunlarından biri. İstihdamla ve eğitimle ilgili sorunlar var. Engellilerin iş bulma konusunda zaten sıkıntıları var. Üniversite mezunu, kendini yetiştirmiş bir görme engelli olsalar da, vasıflarına uygun iş verilmiyor. Yıllarca aldıkları eğitim hayatını, iş hayatında kullanamıyor engelliler. Engelli çalıştırılmasının yasal bir zorunluluğu var. Şirketler de şöyle bir uygulamaya başladı. Görme engellileri işe alıyorlar, asgari ücretle maaş veriyorlar, sonra da 'kardeşim sen gelme, evinde otur' diyorlar. Bu çok yanlış bir uygulama. Düşünün, az da olsa çalışmadan para almak, aslında bir insanın kişiliğine en büyük hakarettir. Bunun yurtdışında çok büyük cezaları var. Türkiye'de bunu yapan yabancı şirketler de var. Kendi ülkelerinde asla böyle bir şey yapamazlar.

    Bir de Türk parasıyla ilgili sıkıntılarımız var. Yeni Türk liraları çıkmadan evvel, gerek bireysel gerekse dernek olarak defalarca yazdığımız halde ve bize olumlu cevap verildiği halde, şu an kâğıt YTL’ yi elimizle ayıramıyoruz. Bu çok ciddi bir problem. En büyüklüğüne göre farklı yapılsaydı bir sorun yaşamazdık. Ya da bir alet üretilse, anahtarlık gibi, biz onunla paraları, 20 YTL, 50 YTL vs. gibi ayırabilseydik. Buna benzer çözümler önerilebilir.

Fotoğraf: Tayyibe Önel (MİHA)