width="55"
 NAZMİYE YILMAZ - PAZAR
width="55"
 MEHMET GÜNDEM - PAZAR
width="55"
 HARUN TOKAK - PAZAR
width="55"
 MEHMET DOĞAN - PAZAR
width="55"
 BEKİR HAZAR - PAZAR
width="55"
 UZM. PSK. CEYDA ŞENEL
En Çok Okunanlar
En Çok Gönderilenler
Hayatı iki gözle değil iki kalple gördük

Aynı üniversitenin aynı bölümünü birinci ve ikinci olarak bitiren ikiz avukat Kerim ve Selim Altınok kardeşler, aynı zamanda profesyonelce müzik yapıp, ustaca satranç oynuyor. Onlar görmüyor ama yetenekleri görenleri şaşırtıyor.

Hayatı iki gözle değil iki kalple gördük
KÜBRA&BÜŞRA İLE İKİDE BİR
Altınoklar birlikte dünyaya gözlerini açıp görme yetilerini birlikte kaybettiler. Belkide bu sayede ikizliğin en anlamlı tarafını yaşadılar. Sırt sırta vererek aştılar zorlukları. Mesleklerinde, sanatsal tercihlerdeki aynı kararlar onlara birinci tekilşahıs değil birinci çoğul şahıs olarak dönüyor. Konuşurken 'ben'değil 'biz'diyorlar. Onları farklılaştıran en belirgin özellik ise; Selim'in başından 9 yıllık bir evlililik geçerken, Kerim'in hiç evlenmemiş olması. Kerim ve Selim kardeşler bir arada yaşıyorlar ve “Mutluyuz”diyorlar. Onlardaki yaşama sevinci ve azim şunu söyletiyor bana; belki de onlar görüyor biz körüz. Kübra

Hayatları, doğduklarından itibaren ikizlik gibi güçlü bir bağ ile bağlı. Bu bağ onların sonradan karşılaştıkları karanlık dünyalarında düşünülenden daha hisli ve geniş bir dünya oluşturmuş. Okul sırasında, satranç tahtasında, enstrumanın telinde ve hukkuk alınında hiç yanlız bırakmamış. Ne kadar mecburi birliktelik gibi görünse de içten bağlılık artık demlenmiş. Diğer önemli şey ise öğrenmekle kalmayıp bildiklerini öğretiyor olmalıları. Kurdukları internet sitesi, görme engelilere karşı gösterdikleri aktivistlik, duyarılık bu sıkıntıyı da fazlasıyla gidermiş. Görmemek, onlar için bir 'engel' değil sadece eksiklik... Büşra

İkinizde avukatsınız, müzisyensiniz, satranç oynuyorsunuz. Bu kadar ilgi alanının aynı olması içgüdesel mi yoksa çevresel şartlanmalardan mı?

Selim: İkisinin de payı var. Zeka ve yetenek olarak birbirimize yakınız. Beraber büyüdük ve birlikte okuduk. Ama Kerim matematiksel konulara daha yatkındır. O alanda ilerledikçe ben kendimdeki bu özelliği Kerim'e bıraktım. Mesela; bilgisayarı benden daha iyi kullanır. Ben biraz daha sosyal konulara eğilimliyim. Kerim gitar çalıyor ben mandolin çalıyorum.

Neden?

S: Çünkü ikisi birbirini tamamlıyor. Gitar ritim sağlıyor ve o ritmin içinde bir de melodi olması gerekiyor. Ben de o melodiyi oluşturuyorum mandolinle. Kerim solist olduğu için ben de ona vokal yapıyorum.

Siz niye solist olmadınız, Kerim Bey'in sesi daha mı güzel?

S: Ben sesimi çok geliştiremedim. Ama Kerim müziğe daha eğilimliydi.

İkiz olmasaydınız daha farklı alanlar seçer miydiniz peki?

S: Büyük ihtimalle. Çünkü bu paylaşım nedeniyle bazı şeyleri birbirimize bıraktık.

Kerim: Bence üç neden var. Birlikte olmak, ikiz olmak, görme engelli olmak. Kader arkadaşlığı gibi. Mesela; görme engelli olarak satranç ve Türkiye Şampiyonası'nda derece almamız bizim için çok önemli. Görebilseydik satranç oynamazdık, bedensel bir spor yapabilirdik.

Destek amaçlı da tercih etmiş olabilirsiniz…

S: Hep birlikte düşündük. Birbirimizi tamamlama iç güdüsü en baştan beri vardı.

K: Aynı okullar, aynı sıralar hep yanyanaydık. Kişiliklerin çok benzemesi sonradan bize iyi gelmedi. Staj yıllarında ilk defa bunu bize bir hakim söylemişti. “Neden aynı yerlerde staj yapıyorsunuz? Ayrı mahkemelerde yapabilirdiniz.” demişti. Birden bire fark ettik ve sonra çevrelerimizi ayırdık. Böylesi daha iyi oldu.

İKİ AYRI GÖVDE TEK BAŞ

Kim yapıyor bunu?

K: Bunu aile yapıyor çoğu kez. Ünlü piyanist Güler- Süher Pekinel kardeşlerin röportajını dinlemiştik. 9 yaşında eğitim için Avrupa'ya gitmişler ve 14 yaşına kadar ikisini ayrı şehirlerde okutmuşlar. ”Müzikal kişilikleri oluştuktan sonra bir araya gelsinler” demişler. Onu dinledikten sonra ailelerin bu konuda çok önemli olduğunu düşündüm. Kitabımızda da yazdık. Çevremizde de söylüyorum hep. “Bu konuda dikkat edin.” diye.

İçgüdüsel olarak benziyor musunuz?

S: Aramızda güçlü bir empati var. Birbirimizi çok iyi anlıyoruz. Çocukken daha çok benziyorduk ama şimdi o kadar benzemiyoruz. Kerim biraz daha heyecanlı ve sinirli. Ben daha sakinim.

K: Ben hırslıyım ama Selim daha rahattır.

S: Kerim saat 4'te kalkar. Ben onu öyle gördükçe tersini yapmaya şartlandırdım kendimi. Çünkü bakıyorum yoruluyor uykusuz kalıyor. Ben onun gibi yapmıyorum.

İkizler genelde yakın arkadaş gereksinimi duymazlar. Bu süreç sizde nasıl işledi?

K: Bakıyorum ikiz olmayan insanların hep samimi bir arkadaşı olur yanında. Bizim böyle bir ihtiyacımız yok.

Selim: Bir arkadaşımız bizimle ilgili bir resim çizmişti. Resimde iki ayrı gövdeye tek baş oturtmuştu. Arkadaşlarımızın bize olan bakışları da böyleydi.

K: Aslında çok geniş çevremiz var. Ama o sosyalliğin içinde bir yalnızlık var. Hiçbir arkadaş ilişkimiz ileri boyutlarda değildir. Biz zaten iki kişi birbirimize yetiyoruz. Saatlerce konuşuyoruz.

Okulda ve satrançta birinci ve ikinci olmuşsunuz. Hanginiz birinci?

K: Okulda ben birinci oldum. Satrançta ise bazen Selim birinci oldu bazen ben. Başarılarımız birbirine çok yakın. Ama yazıları Selim yazar.

S: Sofistik şeylerde Kerim daha istekli. Müzikte klasik armoniyi o çözdü.

İkiniz de duygusal mısınız?

S: Kerim benden daha duygusal.

Görme engellilerle ilgili çok çalışmanız var. Site kurdunuz kitaplar yazdınız…

S: Öğrenip elde ettiğimiz bilgileri arkadaşlarımızla paylaşmak istiyoruz. Çünkü biz çok sıkıntı çektik lisede ve ilkokulda. Öncülük edecek kimse yoktu o dönemde. Ünivesitede kendi kitaplarımızı neredeyse kendimiz yazdık. Hep çok çalıştık o yüzden. Bizim çektiğimiz zorlukları yeni okuyan gençler çekmesin. Satrançta ne öğrendiysek yıllardır kasetlere okutuyoruz.

Bu yaptığınız işler içinde en çok hangisini seviyorsunuz?

K: Müzik daha ön planda. Sonra satranç ve edebiyat diyebilirim.

S: Aslında avukatız ama çok ilerletmedik.

Hukuğu istediğiniz için mi seçtiniz?

S: Biraz yönlendirmeden dolayı oldu aslında. O yıllarda hemen hemen tüm görme engelliler hukuk okuyordu.

K: Bugünkü düşüncemizle eğitimciliği seçebilirdik. Çünkü görme engelliler alanında özel eğitimciler var ve yeterli değiller.

S: Biz de kendimizi bu alanda oldukça geliştirdik. Kış döneminde görmeyenler için bilgisayar ve İngilizce eğitimi veriyoruz . Hemen hemen tüm Türkiye Kerim'in sesinden bilgisayar öğreniyor. Eğitim CD'leri hazırladı. Satrancı aynı şekilde paylaşmak için kabartma satranç kitabı yazdık.

GÖRME ENGELLİLER İÇİN PARA İSTİYORUZ

Göremeyen insanlar nasıl satranç oynar?

S: Özel bir dili var. 6 ya da 8 rakam öğreniyorsunuz. Birbirinize hamleyi anons ediyorsunuz. Türk ile Yunanlı, İngiliz ile Fransız rahatlıkla satranç oynayabiliyor. Rakibinize sesli olarak söylüyorsunuz hamlenizi.

Birlikte satranç oyunuyorsunuzdur…

K: Selim'le yıllardır satranç oynamıyoruz.

S: Bazen turnuvalarda denk geliyor.

Birbirinizi yenme isteği olmadı mı içinizde?

K: Çocukluktan beri var olan bir şey. Birimiz diğerini yener aile içinde mahçup oluruz diye.

S: Beraber öğrendiğimiz için tarzlarımız birbirine çok yakın. Ama Kerim benden daha teknik oynuyor. Ben daha duygusal oynuyorum.

Bundan sonra ne yapmak istiyorsunuz?

K: Müzikal açıdan birşeyler yapmak istiyoruz. Albüm çıkarmayı düşünüyoruz. Müzikle yıllardır ilgileniyoruz. Yeni bir eğitim seti düşünüyorum.

S: Bir koro kurmayı düşünüyoruz. Önümüzdeki ay satranç turnuvamız var. Görmeyenler camiasında kalıcı birşeyler yapmak istiyoruz.

Siz hayatın ne tarafındasınız?

S: Bunu bazen sorguluyorum. Çünkü biz hemen hemen hiç dinlenmiyoruz. Bu yoğunluk sabah başlıyor bazen gece geç saatlere kadar sürebiliyor. Bizim yaşam biçimimiz birileri için birşey yapmak oldu. Sadece arada bir müzik dinliyoruz. Kerim'de bu his daha çok var. İnternet sitesine çok kafa yoruyor.

Mutlu musunuz?

K: Çok şükür.

S: Halimize şükrediyoruz. Huzursuzluklarımız var. Bedensel ve zihinsel yorgunluk gibi. Onun dışında şikayetimiz yok.

Kendiniz için yaptığınız ne var?

K: Bunları hep kendimiz için yapıyoruz ve bizim sevdiğimiz şeyler. Müzik, satranç, internet sitesi bunların hepsini seviyoruz. Allah'ın insana vermiş olduğu enerji dünyada olduğumuz müddetçe bunu iyi değerlendirmemiz lazım. Kalıcı bir şey yapmayı amaçlıyorum.

Görmeyenler olarak gündelik hayatta en çok şikayetçi olduğunuz konu nedir?

S: 2005 yılında Merkez Bankası'na dilekçe yazdım. 'Körlere göre paralar çıkmalı' diye “Tamam” dediler. Paralar basıldı ama baktık hepsi aynı boyut. Bu yıl tekrar çalışılmaya başlandı. Sonra “Paramı tanımak istiyorum com.”u kurduk. Bir dönem sonuç alamadık ama şimdi daha umutluyuz.

Hiç ümitsizliğe düşmediniz mi hayatta?

S: Yok. Bunu rahatlıkla söylüyorum. Çünkü ona zaman da olmadı açıkçası. Kafamızdaki bu meşguliyetler ümitsizliğe düşürmedi. Okumak, müzik, satranç bunu engelledi.

Bir nevi terapi oldu…

S: Biraz da öyle. Biri bana mail atar ve o benim aklımdadır mutlaka.

K: Sabah uyandığımda okumak istediğim yüzlerce kitap, bakmamız gereken yüzlerce satranç ustalarının oyunları ve sahne için repertuar. Hiç sıkılmıyoruz çünkü vaktimiz yok.

Siz bir de karşı tarafın güzel mi, çirkin mi, uzun mu kısa mı olduğunu anlıyormuşsunuz. Nasıl bir his bu?

S: Gözleriniz görmediğinde his dünyanız ve kulak algınız gelişiyor. Ama bu kulağınız daha iyi duyduğu için değil, sadece duymayı öğreniyor. Dışarıdan bir araba geçtiğinde siz çok dikkat etmezsiniz. Ama benim kulağım ona odaklanıyor. Yolda bir insan yürüyorsa onun yetişkin mi çocuk mu olduğunu anlıyorum.

Bulunduğunuz durumdan dolayı yapmak isteyip de yapamadığınız birşey var mı?

K: Araba kullanmak ve bisiklete binmek. Bir de koşmayı isterdim. Yüzebiliyoruz ama koşamıyoruz. Futbol oynamayı isterdim. Çocukluğumuzda camları kıracak kadar oynardık.

Film izlemek istiyor musunuz mesela?

K: Zaten filmleri görsel olarak izlemesek de işitme yoluyla izleyebiliyoruz. Son dönemde filmlerin sesli betimlenmesi diye birşey çıktı ve o bu sıkıntıyı giderdi. Filmdeki görsel sahneler biri tarafından seslendiriliyor.

Gördüğünüz dönemden hatırladığınız ve özlediğiniz bir şey var mı?

K: Çok büyük bir özlem yok içimde ama bir manzaranın ya da insanın güzelliğini özlediğim oluyor. Geçmişteki detayları göz hafızası unutabiliyor. Biz tam görmüyorduk zaten ama görseydik daha farklı hissedebilirdik. Gözlerimizi yavaş yavaş adapte olarak kaybettik.

S: Denizi görmek isterdim.

SATRANÇ OYNAMAYI KİTAPLARDAN ÖĞRENDİK

İkiz olmanız görmemekte bir kolaylık sağladı mı?

K: Tabiki sağladı. Allah görmeyenleri sıkılmasın diye çift çift yaratıyor diye düşünüyoruz. Mesela; ikiz arkadaşlarımız var onlar da kör. Fahriye-Alper kardeşler. İngilizce öğretmenliği yapıyorlar.

Zevklerinizde hiç törpülenme oldu mu?

S: Hayır mesela; Konser, tiyatro gibi etkinliklere gitmeye çalışıyoruz. Sürekli internetten bir iletişimimiz var. Haftanın belli zamanlarında ise dernek ve derslerle ilgileniyoruz.

Bu kadar başarı elde eden birisi daha neyi hedefler?

K: Aslında şöyle; Biz görenler arasında da satranç turnuvalarına katılıyoruz. Zaten görmeyenler arasında ilk dörde giriyoruz. İstediğimiz şey görenler arasında bir derece yakalamak. Mesela bu bizim için başka bir hedef.

Satrancı kendi kendinize mi öğrendiniz?

S: Evet. Önce dedemiz öğretti ve sonra kitaplardan öğrendik. Çünkü satrancı öğreten bir hoca yoktu. Kabartma satranç tahtalarını edindik, dergilerini aldık ve İngiltere'den kitaplar getirttik. Ama artık internette kaynaklar var.

K: Uzun yıllar antrenörümüz olmadı. 1999 yılında satranç şampiyonası yapıldı. O vesileyle dört arkadaş çok ön sıralarda yer almadık ama oradaki Türkiye'yi tanıtıcı faliyetlerimiz bize kupa getirdi. O açılışla dünya körler satranç turnuvasını Türkiye'ye aldık. Bu konuyla ilgili öncülük yapıyoruz.

Çevreden gelen hiç sevmediğiniz bir kelime?

K: “Biz bile” kelimesi. “Biz bile bunu yapamazken siz nasıl yapıyorsunuz” diyorlar. Böyle bir ayrımdan hoşlanmıyoruz. Sonuçta her insan zekası olduğu müddetçe herşeyi yapabilir. 'Onlar ve biz' diye bir şey yok hayatımızda.

'BEN' DEĞİL 'BİZ'İZ

İkiz olmak zaten zor. Bir de görme engelli olmak daha da zorlaştırmıyormu, nasıl başa çıktınız?

S: Çok özel bir şey yapmadık. Mesela; sokakta bastonla yürürsünüz, yanınızdan biri geçer “çok şükür.” der.

Bunları aşıyorsunuz zamanla. Yoksa bağımsız yaşayamazsınız. Birçok görmeyen insanın asosyalleşmesinin de altında bu yatıyor.

Evlenmeyi düşünmediniz mi?

S: Bir defa evlendim. 9 yıl evli kaldım.

K: Hiç evlenmedim.

Aşık oldunuz mu peki?

K: Tabiki. Hatta ilkokuldan beri.

Kimlere minnettarsınız?

S: Biz annemizin ve babamızın eseriyiz. Onlar kendi sınırlı imkanlarıyla emeklerini , zamanlarını bizim için harcadılar. Annem ilkokuldan liseye kadar defterlerimizi çifter çifter yazdı. Gözümüz biraz gördüğü için hocalar da tam farkında değildi. Resim, harita ödevlerini hep annem yaptı. Sonra rapor aldık yazılı imtihan yerine sözlü imtihana girdik.

K: Babam da üniversitede devraldı. Birlikte kolkola gittik geldik. Rehabilitasyondan sonra tam bağımsızlığımızı kazandık. Kabartma yazıyla not tutardık. Eve geliyorduk notlar çok kısa olduğu için evde ben okuyordum Kerim daktiloda yazıyordu. Sonra hafta sonu babam onları kasetlere okurdu. Bu 6 yıl devam etti.

Hep biz diye konuşuyorsunuz?

K: Evet. İkiz olmanın getirdiği bir alışkanlık bu. 'Ben' değil 'biz'iz.

14.09.2008

 PAZAR
Ayağını modaya göre uzat
60 yılın yansıması: Becon
Çocukları koruyan marka
Polo ile renkli kış
Acil durumlar için acil destek!
Play-Doh'dan anne babalara sürpriz !
Yazın renkleri Greyder'de yaşıyor
Goethe'nin Türk akrabaları gün yüzüne çıkıyor
Vakıf adama VEFA
Dublör
Korkuyorum Anne!
Hurma her derde deva
Saçınızın şekli bozulmasın
Mihrabat Korusu'nda Boğaz'la başbaşa
Ramazan'da diş antiseptiği kullanın
Efendiler! Oruçluyuz
Boğaziçi tam hız
Vecd'in günümüze yansıması
Çocuk eğitimi ve Ramazan
"Suyun Bir Arada Tuttuğu"
Sırbistan'da ilk iftar Senica'da
Kulağınızın pasını silecek iki yeni albüm
Tek tuşla 16 milyon renk
Bir mini de Casper'den
Nintendo DS, yeni renkleriyle evlere şenlik!
Çiz'ince


Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz. © Yeni Şafak
İçerik Yönetimi: Yeni Şafak İnternet Servisi - Teknik Destek, Tasarım ve Programlama: Albil Bilgi İşlem Ltd. Şti.